TuranDevlet's profileTURAN DEVLETPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    17 April

    Bahçeli: Türklüğe hakaret AKP'nin diyeti

    Bahçeli: Türklüğe hakaret AKP'nin diyeti

     
    15 Nisan 2008 12:56
     
    MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, grup toplantısında "Buradan şunu yüksek sesle söylüyoruz ki, biz, hiçbir şey uğruna ne Türklükten vazgeçeriz, ne de Müslümanlıktan cayarız. Bunlar bizim için iç içe geçmiş mukaddes hayat pınarları olup, yeryüzünde değiştirilmesi mümkün olmayan mana yüklü değerlerdir." dedi.
    11 April

    Akdeniz Üniversitesindeki PKK'lılar görmezden geliniyor

     Üniversitedeki PKK'lılar görmezden geliniyor

    09 Nisan 2008 00:02

    Akdeniz Üniversitesi'ndeki olaylar sağ-sol kavgası gibi sunulup sadece bir provakatör şahıs üzerinden yayın yapılıyor. Peki üniversiteyi basan PKK'lılar neden görülmüyor? İşte gerçekler...

    Akdeniz Üniversitesi'nde okuyan bir grup öğrenci tarafından EtikHaber'e gönderilen mail üniversitede yaşananların iç yüzünü gösteriyor.

    Aslında bu açıklama sadece üniversitede olan olayları açıklamakla kalmıyor, sadece provakatör bir şahsın üzerinden olayları gösteren medyanın, PKK'yı nasıl görmezden geldiğini hatta PKK'yı masumlaştırma girişimlerini de göz önüne seriyor.

    İşte EtikHaber'e gelen mail:

    Kamuoyuna Duyurulur;
      
    6 Nisan Pazar günü Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinde meydana gelen ve basında sağ-sol görüşlü öğrencilerin tartışması şeklinde gösterilen haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Bizler üniversitede öğrenim gören sağ ve sol görüşlü gençler olarak dünya görüşlerimizi kavgalarla değil birer Türkiye Sevdalısına yakışır şekilde temsil etme iradesiyle hareket etmekteyiz.
     
    Olaylar bahsedildiği gibi ilk olmamakla beraber olayların faili durumunda ki PKK sempatizanı gurubun faaliyetleri aylar öncesine dayanmaktadır. Bu faaliyetler içerisinde tahrik, taciz, yaralama, yurt baskını, polise mukavemet gibi birçok yasadışı olay bulunmaktadır. Bu fiiller Rektörlük, Yurt İdaresi ve Polis Teşkilatı tarafından bilinmektedir.
     
    Söz konusu gruba mensup yaklaşık 30 kişi … tarihinde Akdeniz Öğrenci Yurdu 4. Bloğunda kendilerine ait olmayan bir odada PKK propagandası yapan bir öğrenciye tepki gösteren bir kardeşimizi darp etmiştir. Bu olay karakola ve yurt müdürlüğüne bildirilmiş ancak herhangi bir sonuç alınamamıştır. Olay sonucunda ise mağdur olan kardeşimiz yurttan 15 gün uzaklaştırılmış ve uyarı cezası almıştır.
     
    Yine aynı gruba mensup 15 kişilik bir grup 07.03.2008 tarihinde Yerleşke karşısında yer alan Metropol Kafede otururken iki öğrenciye sözlü tacizde bulunmuş karşılık görünce de söz konusu iki kişiye saldırmıştır. Bu kavga da saldırganlar bir kişiyi bıçaklamışlardır. Konu Emniyete intikal etmiştir.
     
    Bu olaylardan cesaretlenen sempatizanlar yurt içerisinde bay bayan, sağcı solcu demeden öğrencilere sataşmış, üzerinde Türkiye forması bulunan bir öğrenciyi tartaklamış, yakasında ATATÜRK rozeti taşıyan bir kız kardeşimizi tehdit etmişlerdir. Ve tüm bunlara rağmen haklarında herhangi bir ceza-i yaptırım uygulanmayarak 4 Nisana kadar gelinmiştir.
     
    4 Nisan gecesi öğrenci yurdunda tacizler yerini tehditlere bırakmış ve Milli Hassasiyetli öğrenciler sağ-sol ayrımı yapmaksızın yurt önünde toplanarak yapılanlara tepkilerini dile getirmişlerdir. Saat 22.45 civarında gerçekleşen olaylarda 300 kişilik PKK sempatizanı grup yurt önünde toplanan ve sayıları 60’ı bulan gruba taşlı, sopalı, bıçaklı ve hatta silahlı olarak saldırıda bulunmuş, yurt basılmış, yurt güvenlikleri darp edilmiş, ayırt edilmeksizin öğrenciler tartaklanmış, kızlar bloğu basılmış yurt tamamen bir kaos içerisine sürüklenmiştir. Olaylar sonrasında yurt önünde toplanan terör örgütü sempatizanları yarım saat boyunca yurda giriş ve çıkışları güçleştirmiş ve hatta engellemiştir. Yetkililerden daha sonradan öğrendiğimize göre emniyet görevlileri Rektör Mustafa AKAYDIN tarafından gerekli izinler verilmediği için zamanında müdahalede bulunamamışlardır.
     
    Söz konusu olayın ardından 5 Nisan günü aynı kişiler yurt içerisinde tahriklerine devam etmişler ve yine öğrenciler rahatsız edilmiştir. Ve 6 nisan günü 16.30’da ikinci bir yurt baskını yapan grup 3 kişiyi bıçakla yaralamış, kızlar bloğu ve idari binaya saldırmış ve kişileri sindirmeye çalışmıştır. Buna dur demek üzere harekete geçen grup ile terör örgütü sempatizanları arasında çıkan kavga ülkemiz gündemine oturmuş ve basına yansımıştır.
     
    Öncelikle gerekli müdahaleyi yapmakta geciken Üniversite yönetimini, yurt yönetimini, emniyet güçlerini sorumlu bir şekilde göreve davet ediyoruz.
     
    Basınımızın gündemine aldığı ve sağ sol kavgası olarak nitelenen olaylar bu gelişim süreci içerisinde daha sayılamayacak birçok olay sonrasında patlak vermiştir. Olayın bizzat tarafı ve mağduru olan Akdeniz Üniversitesi öğrencileri olarak şunu belirtmek isteriz ki;
     
    Bizler Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Söz konusu Vatan ise gerisi teferruattır.” sözünden hareketle birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde her türlü terörist eyleme karşı bir arada hareket etmekte kararlıyız. Her ne kadar farklı dünya görüşlerine mensup olsak da meşru zeminler içerisinde, 1980 öncesi zihniyete geri dönme özlemi içindeki güçlere karşı Atatürk’ün TÜRK Gençliği olarak sapasağlam ve bütünlük içersinde, kardeşçe yaşamaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.
    Not: Mailin imza kısmı EtikHaber'de saklı bulunmaktadır.

    Haber: KIZILELMA www.turandevlet.com

    08 April

    ABD'den para alan Sivil Toplum Kuruluşları

    ABD'den para alan STK'lar (Sivil Toplum Kuruluşları)

     

    07 Nisan 2008 Pazartesi 12:27

     

    Genelkurmay sivil toplum örgütlerini de andıçladı. Rahmi Koç dahi bu andıç da yer aldı. Hangi kurum nereden para alıyor?

    Taraf gazetesi yeni bir andıçı yayınladı. Bu andıç iş dünyası ve sivil toplum örgütlerine dair. Andıç da Rahmi Koç, Bülent Eczacıbaşı ve Kemal Derviş gibi isimler de yer alıyor.

    Andıçta hangi STK'nın hangi yabancı vakıf ya da kurum tarafından desteklendiği belgeleniyor. Bunların başında ise TESEV ve kurucusu Bülent Eczacıbaşı geliyor.

    TÜRKİYE'DEKİ STK'LARIN BAĞLANTILARI

    Genelkurmay tarafından 2006 yılında hazırlanan andıçta, ABD, AB ve Musevilerin Soros Vakfı üzerinden sivil toplum örgütlerine rejimi değiştirmek ve ülkeyi bölmek için yardım ettiği iddia ediliyor.

    73 sayfadan oluşan raporda ünlü spekülatör Soros'un Açık Toplum Fonu aracılığı ile desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine verdiği destek, Kıbrıs'daki faaliyetleri yer alıyor. 

    MUSEVİ SOROS İLE PARA AKTARIMI

    Türkiye'de Soros'dan para alan kişi ve kurumlarda tablolarla gösteriliyor. Türkiye'deki STK'lara maddi desteği gösteren tablonun en üstünde ABD'de başkana bağlı dış politika konularını koordine eden Ulusal Güvenlik Konseyi yer alıyor.

    Rapora göre mali destek buradan Soros Vakfı ve National Endowment For Democracy gibi vakıflara aktarılıyor. Bu vakıflarda Türkiye'deki STK'lara parayı dağıtıyor.

    Raporda diğer bir tabloya göre ise Soros Vakfı'nın üzerinde hiyerarşik olarak Museviler var. Soros'un da bir Macar Musevisi olduğu hatırlatılıyor.

    TÜRKİYE'DE KİMLERE PARA VERİLİYOR

    Tabloda bu kurumlarla ilişki içinde olan ve mali destek alan Türkiye'deki kurumlar da sıralanıyor. En başta ise TOBB, TÜSİAD; Adalet, Dışişleri ve Eğitim bakanlıkları, TESEV, Arı hareketi, Sabancı Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Liberal Düşünce Topluluğu, KADER, KAMER, SODEV, ENKA okulları, Umut Vakfı, Robet Koleji, İstanbul Kültür ve Sanat vakfı yer alıyor. 

    KİM NE KADAR PARA ALIYOR? 

    Askerin raporunda Amerika ve Soros'dan para alan kurumlar ile ne kadar para aldıkları da not edilmiş.

    CIA bağlantı merkezlerinden proje bedeli adı altında para alan kurumlar şöyle sıralanıyor;

    *TOSAV (Doğu Ergil) : 92 bin dolar/ 6 bin 250 paund (Türk-Kürt sorununun çözümü için verilmiş)

    *ANSAV (Gökhan Çapoğlu) : 189 bin 604 dolar (Parti örgütlenmesi için)

    *Stratejik Araştırmalar Vakfı : 190 bin 193 dolar

    *Türk Demokrasi Vakfı (Bülent Akarcalı) : 106 bin 100 dolar...

    *Liberal Düşünce Topluluğu: 11 bin 500 dolar

    *Türk Ekonomi ve Sosyal Etüdler Vakfına: 1 milyon 111 bin dolar.

    *Arı grubu: (IRI -Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsünden para alan kurum olarak geçiyor): 278 bin 500 dolar...

    *Ulusal Demokrasi Enstitüsü'nün ise Yeni Forum Dergisi'ne 150 bin dolar artı 11 bin 766 dolar aktardığı yazılıyor. Bu enstitünün Türkiye'deki diğer STK'lara ise 824 bin 900 dolar verdiği not ediliyor.

    (Haber:
    www.turandevlet.com )

    03 April

    BAŞBUĞLAR ÖLMEZ.

     

    04.04.1997 TÜRK DÜNYASI BAŞBUĞ'UNU KAYBETTİ

    ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUZ.

    BAŞBUĞLAR ÖLMEZ.

    Son Başbuğ'un Hakk'ın Rahmetine Kavuşması ve Kara Toprağa Teslim Edilişi...

    Alparslan Türkeş, 4 Nisan tarihinde Ankara Hilton Oteli'nde katıldığı bir nişan merasimi dönüşü özel aracında saat 22.30 sıralarında fenalaştı. Araba ile hastaneye götürülürken yanında bulunanlara "Arabanın camını açın, daraldım" diyen Türkeş'in bu sıralarda yüzü sarardı ve nefesi sıkıştı. Bunun üzerine evine en yakın yerde bulunan Fatih Üniversitesi Çankaya Tıp Merkezi'ne götürülen Türkeş'e burada kalbi güçlendirici iğneler yapıldı. Alparslan Türkeş'e burada ilk müdahaleyi yapan Dr. Hüseyin Aka olayı şöyle anlatmıştır:

    "Sayın Türkeş'in rahatsızlanarak hastanemize getirildiği söylenince apar topar geldim. Saat 22.45 civarındaydı. Bize gelir gelmez baktım durumu iyi değil. Hemen müdahaleye aldık. Müdahale 10 dakika kadar sürdü. Bu arada Bayındır Tıp Merkezi'ni arayarak hazırlık yapmalarını haber verdik. Prof. Dr. Arif Özdemir'le birlikte 5 dakika içinde Bayındır Tıp Merkezi'ne götürdük. Bu arada ambulans içinde suni teneffüse devam ettik. Gayet güzel müdahaleler yapıldı. Ama bize geldiğinde de kalbi çalışmıyordu ."

    Çankaya Tıp Merkezi'nde yapılan bu müdahaleler sonuç vermeyince, Alparslan Türkeş korumaları tarafından acil olarak Bayındır Tıp Merkezi'ne saat 23.15 sıralarında getirildi. Nöbetçi Doktor Sertaç Yıldırım'ın yaptığı açıklamaya göre Alparslan Türkeş'in hastaneye getirildiğinde kalbi tamamen durmuştu. Kendisine masaj ve şok tedavisi uygulandı. Yoğun bakımı sırasında bir ara kalbi yeniden çalışır gibi olduysa da alınan bütün tıbbî tedbirlere rağmen Başbuğ Türkeş'in vefatına engel olunamadı.

    Başbuğ Türkeş'in vefat haberi uzun süre doğrulanamadı. Haberin çeşitli televizyon kanallarında duyurulmaya başlamasından itibaren ülkücüler hastane önünde toplanmaya başladı. "Türkeş öldü" haberini kabullenmek istemeyen ülkücüler, hastane önünde dua edip ağladı ve tekbir getirdi. Nihayet Bayındır Tıp Merkezi'nin yetkilileri Alparslan Türkeş ile ilgili acı haberi saat 03.15 civarında resmen açıkladı.

    ...Ve son Başbuğ artık yoktu. Seksen yıllık ömrü sona ermiş, ardında gözü yaşlı milyonlar bırakarak göçüp gitmişti.

    O gece ülkücüler uyumadı. Başbuğlarının ölüm haberini duyan talebeleri ve dava arkadaşları sabaha kadar gözlerini kırpmadan beklediler.

    Alparslan Türkeş için 8 Nisan 1997 Salı günü düzenlenen cenaze törenine on binlerce kişi katıldı. Onu son yolculuğunda yalnız bırakmak istemeyen MHP'liler, gerek yurt içinden gerekse yurt dışından Ankara'ya akın ettiler. Ankara, Alparslan Türkeş'e son görevini yapmak ve ebedî yolculuğuna uğurlamak üzere, o tarihî gün için hazırlık yaptı.

    Türkeş'in cenazesine katılmak için gelenlerin çokluğu ve nisan ayı olmasına rağmen, anî olarak bastıran kar yağışı nedeniyle 8 Nisan günü sabaha karşı Eskişehir, Samsun, Konya ve İstanbul yolları tıkandı. Tören için başkente yaklaşık 4 bin civarında araç geldi.

    Türkeş için üç ayrı cenaze töreni düzenlendi. Cenaze töreni için ilk toplanma Türkeş'in naaşının bulunduğu Bayındır Tıp Merkezi önünde oldu. MHP yetkilileri, binlerce partili, Türkeş'in naaşını almak için bildirilen saatten çok önce Bayındır Tıp Merkezi'nde toplanmaya başladı.

    Ankara dışından gelen araçlar, 8 Nisan sabahı saat 03.00'ten itibaren Bayındır Tıp Merkezi önünde ve çevresinde toplandılar. Bayındır Tıp Merkezi'nin Eskişehir yolu üzerinde bulunmasından dolayı, kente bu istikametten gelen yollar saat 05.15'te tamamen trafiğe kapandı.

    Türkeş'in Türk bayrağına sarılı naaşı, saat 8.30'da Bayındır Tıp Merkezi morgundan alındı. Kırmızı-beyaz karanfillerle Türk bayrağı motifi şeklinde süslenmiş bir cenaze arabasına kondu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenecek törene götürülmek üzere yola çıkarıldı.

    Saat 08.45'te yola çıkan Türkeş'in cenaze arabası, yoğun izdiham nedeniyle, 100 metre ilerideki Eskişehir yoluna ancak 25 dakika sonra saat 09.10'da çıkabildi. Cenaze kortejinin önünde bir partili tarafından taşınan "Türkeş''in posteri yer almaktaydı.

    Cenaze korteji İnönü Bulvarı boyunca yolun her iki tarafındaki Ülkü Ocaklı gençlerin oluşturduğu güvenlik çemberi arasında ilerlerken, Bursa İl Başkanlığı'na ait bir araçtan da sürekli olarak, "Provokasyonlara karşı dikkatli olunması" yönünde uyarı anonsları yapıldı.

    Tekbir sesleri ve gözyaşları arasında ilerleyen cenaze korteji, Bayındır Tıp Merkezi ile Meclis arasındaki yaklaşık 4 kilometre mesafeyi, 20 dakikalık gecikmeyle 2 saatte alabildi.

    Türkeş'in cenazesini taşıyan araç, Meclisteki tören sonrasında saat 11.15'te Çankaya kapısından çıkış yaparak, kortejin önüne alındı ve MHP Genel Merkezi'ne yöneldi. Meclisten parti merkezine doğru yürüyüş sırasında kortejdekiler tarafından tekbir getirildi, "Başbuğ ölmedi, kalbimizde yaşıyor" sloganları atıldı.

    Kortej saat 11.45 sıralarında MHP Genel Merkezi'nin önüne ulaştı. Cenaze burada yolun her iki tarafında toplanan partililerce tekbir sesleriyle karşılandı.

    Cenaze töreni sırasında kalabalıkta ve parti genel merkezinde çok sayıda kişinin gözyaşlarını tutamayarak ağladıkları görüldü. Alparslan Türkeş'in ruhu için Kur'an-ı Kerim okunarak dua edildi. Türkeş'in cenazesi, saat 12.00'de Kocatepe Camii'ne götürülmek üzere Genel Merkez önünden hareket etti.

    MHP Genel Merkezi'ndeki törenin ardından saat 12.00'de Kocatepe Camii'ne yönelen kortej, yaklaşık 10 dakikalık yürüyüşün ardından camiye ulaştı. Cenaze burada yaşanan izdiham nedeniyle bir süre protokol kapısı önünde bekletildi. Daha sonra cenaze arabasından alınan Türkeş'in naaşı, eller üzerinde Kocatepe Camii'ne taşındı ve musalla taşına konuldu.

    İzdiham nedeniyle cenaze namazı için güçlükle saf tutulabildi. Cenaze namazı, düzenin sağlanmasının ardından, musalla taşının önünde yüksekçe bir yere çıkan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz tarafından kıldırıldı.

    Türkeş'in cenazesi daha sonra polisler tarafından eller üzerinde taşınarak, tekbir sesleri arasında saat 14.00'te cenaze arabasına konuldu. Cenaze, karanfil yağmuru arasında toprağa verilmek üzere, Atatürk Orman Çiftliği- Emek kavşağına doğru yola çıkarıldı. Cenaze namazı sırasında avluya giremeyen kalabalık bir grubun anıt mezara doğru yürüyüşe geçtiği görüldü.

    Türkeş'in naaşı polis kordonu eşliğinde Meşrutiyet Caddesi-Atatürk Bulvarı-Kızılay-Gazi Mustafa Kemal Bulvarı güzergâhını takip ederek, Atatürk Orman Çiftliği -Emek kavşağındaki mezar yerine getirildi.

    Türkeş'in naaşını defin için tabuttan küçük oğlu ve damadı çıkardılar. Tuğrul Türkeş, naaş mezara indirilirken kabre girerek, babasının cenazesini kendisi yerleştirdi. Türkeş'in eşi ve diğer çocukları da defin sırasında mezarın başında bulundular.

    Türkeş'in naaşı saat 16.03'te defnedildi. Granit mermerden hazırlanan mezar taşında Türkeş'in doğum tarihi 1917 olarak yazılırken, ölüm tarihi boş bırakıldı. Türkiye'nin tüm illerinden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden, Kırım'dan ve Türkistan'daki Hoca Ahmet Yesevi'nin türbesinden getirilen topraklar Türkeş'in mezarına konuldu. Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybek'in bir süre önce Türkistan'a gittiğinde, Ahmet Yesevi'nin türbesinde "lâzım olur" diye bir çuval toprak getirdiği ve bu toprağın da Türkeş'e nasip olduğu dile getirildi.
    Koca çınarın uçmağa varmadan önce bizden istediği son arzusu şunlardı:

    "Türk Devletinin yükselişini ve ihtişamını sağlamak. Bunun için de bütün milletle barış içinde yaşamak, herkesi ayrımsız sevmek, İslâmiyet'in ipine ihlâsla bağlanmak”

    www.turandevlet.com

    ..........................................................................

    12 March

    İSTİKLAL MARŞI'NIN KABULÜ

    İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ

             Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.

             Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.

              Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.

             Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.

             Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif  “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.

     

    İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

    O benimdir, o benim, milletimindir ancak.

    Mehmet Akif, Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için, şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin  geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.

    Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!

    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...

    Hakkıdır, Hak’a tapan milletimin istiklal!

    Şair, ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş, yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca, edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü, Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı için özgürlük onun hakkıdır.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım!

    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarim.

    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Şair “ben” diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.

    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

    “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair batıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.

    Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakin.

    Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

    Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...

    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır.

    Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:

    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Şair Türk ordusuna vatanin kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatani dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir.

    Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?

    Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

    Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,

    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.

    Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:

    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

    Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-

    Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

    Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.

    O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşim,

    Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,

    Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;

    O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

    Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:

    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

    Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdir.

    Mehmet Akif ERSOY

    21 February

    Millet Gider Mersine Biz Gideriz Tersine

     

    Yaklaşık  35 Yıllık bir geçmişe sahip olan Konya İli Taşkent İlçesi Avşar Kasabası Dönemin İktidarı sayesinde Kasaba satüsünden çıkarılıp bir köye dönüştürülecek. 150 - 200 nüfusa sahip nice köyler beldeye dönüştürülürken bu şirin kasabamız köye dönüştürlmek istenmektedir.

    Peki Ne Olacak Belediyeli sayınızmı artacak?

    Öyle ya seçimler yaklaşıyor.

    30 January

    TÜRBAN

                           MECLİS ÇALIŞMALARINA SON SÜR'ATLE DEVAM EDEREK OKULLARDA TÜRBAN YASAĞINI KALDIRMA ÇABASI İÇERİSİNDE YAKLAŞIK 40 SENELİK BİR MAZİYE DAYANAN BU YASAK KALKMIŞ OLACAK.
     
                           KİMİLERİ VAY EFENDİM ŞERİAT REJİMİ GETİRİYORLAR! VAY EFENDİM ATATÜRK'ÜN CUMHURİYETİ ELDEN GİDİYOR! SORARIM SİZE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DİNSİZMİYDİ?  SİZDEN KAT KAT DAHA DİNDARDI...
     
                           PEKİ ŞU SÖZÜM ONA TÜRBANLI (bazı) ÖĞRENCİLERE NE DEMELİ ÜNİVERSİTELERDE EYLEMLER BİLDİRİLER MECLİS SİZLER İÇİN ÇALIŞIYOR SİZLER NE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ. AMACINIZ NE...
    13 January

    AŞURE

                 Âşûre Günü (Arapça: عاشوراء, Farsça: عاشورا, İbranice: עשוראא), hicri yılın ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günüdür.
     

    Tanımı ve Özellikleri

    Aşure, İbranice "aşûr" sözcüğünden gelir. Türkçe 'ye ise Arapça 'dan geçmiştir. Sözcüğün Sâmî diller arasında ortak bir sözcük olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, sözcük (ve gün) Musevilik inancında büyük keffaret günü için kullanılmıştır (Tevrat, Levililer, 16, 29 vd).
     
    Aşure Gününe dair İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da bir ifade bulunmaz. Musevilik ve Hıristiyanlık'ta da inanışlar mevcuttur...
    Aşure Orucu;
     
    Aşure orucu İslam öncesi dönemde de Araplar tarafından bilinirdi. Ayrıca, Museviler de Aşure Günü oruç tutarlar. İslam bilginlerinin geneline göre İslam dininin ilk zamanlarında, Ramazan orucu mevcut değilken, aşure orucu tutmak vacipti. Fakat Ramazan orucu farz olduktan sonra aşure orucunun müstehab bir ibadet olduğu düşünülmektedir.

    Aşure tatlısı

    Aşure ismi verilen tatlının ortaya çıkışına dair bir inanış mevcuttur. Bu inanışa göre, İslam dininde inanılan peygamberlerden olan Nuh'un tufandan sonra Aşure Günü'nü kutlamak için geminin ambarında kalan erzakı karıştırıp bir tür tatlı yiyecek hazırlamıştır. İçinde birçok farklı malzemenin kullanıldığı ve bir gelenek olan bugün hâlâ Aşure Günü müslümanlarca yapılan aşure tatlısının böyle ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Aşure Günü aşure pişirmek sadece bir gelenektir, dini bir önemi yoktur, bir ibadet değildir.

    Şii İnancında Aşure Günü

    Şii inancında Aşure Günü'ne, İslam dininin genelinin atfettiği önemin dışında bir önem verilir. Zira Muharrem ayının onuncu günü,. Muhammed'in torunu olan İmam Hüseyin Kerbelâ'da şehit edilmiştir. Muharrem ve Safer ayı ile birlikte iki ayı matem olarak kabul ederler. İki ay boyunca düğün ve benzeri eğlenceler yapılmaz, bu matem günlerinde taziye meclisleri düzenlenerek mersiyeler okunur, ihsan yemekleri verilir. Aslında her ayın onuncu günü Aşuradır. İbrani kökenli olan bu kelime Muharrem ayında yapılan bu canilikten sonra bu facianın diğer bir adı olarak kabul edilmiş. Şii'likte çeşitli hububatlardan pişirilen, adına da Aşure denilen yemeği Muharrem ayı münasabetiyle yapmazlar. O gün helva yapılıp dağıtılır.

    Muharrem Matemi ve Alevilerde Aşure Günü

    Alevilerde, Hüseyin'in Kerbela'daki acısı başta olmak üzere Oniki İmamların acılarını anmak ve anlamak için Muharrem Matemi tutulur. Amaç bu acıları tekrarlamak ya da öç duygularını tekrarlamamak ya da öç duygularını körüklemek değildir. Muharrem Matemi'nin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevi öğretisini özümsemektir.

    Matem, Aşure ile Biter

    Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiç bir canlıya eziyet edilmez. Kimsenin kalbini kırmamak, dili ile kimseyi incitmemek, kimse hakkında dedikodu yapmamak ve Matem Orucu'nun temel ilkesidir. Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar. Matemden amaç, kendine eziyet yapmak değil, yapılabilecek kötülüklerin ve katliamların bir daha olmaması için anmak ve unutmamaktır. Kerbela katliamında hasta olması nedeniyle İmam Zeynel Abidin'in kurtulması ve Ali'nin soyunun devam etmesi nedeniylede Allah'a şükredilir. Bu edenle Muharrem Matemi, Aşüre geleneği ile biter. Aşüre sevincin hoşgörünün simgesidir.

    12 gün orucun ardından Aşure Günü yapılır. 12 değişik malzemeden oluşan Aşure çorbası-tatlısı birlikte yenilir veya evlere dağıtılır.

     

                           BAZI DİN ADAMLARINCA HER NE KADAR AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTMAK VE AŞURE TATLISI YAPIP DAĞITMAK MÜBAH BİRŞEY GİBİ GÖSTERİLSEDE RAMAZAN ORUÇU VARKEN (İSLAMIN ŞARTI OLAN) AYRICA TATLI YAPIP DAĞITMAK VE BUNU İSLAMIN BİR GEREĞİ GİBİ GÖSTERMEK EN BÜYÜK BİD'AT 'TIR. 

    İSLAMİYETTE OLMAYAN ANCAK İSLAMİYETİN BİR EMRİ GİBİ GÖSTERMEK EN BÜYÜK GÜNAHLARDAN DEĞİLMİDİR.

    ALLAH'A (c.c) ŞİRK KOŞMAK... 

       yorum siz okuyucuların.

     

    Aşure Günü ve Orucu

    Orucun Mahiyeti
        1- Oruç, ikinci fecirden başlayarak güneşin batışına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden nefsi kesmek, demektir.
        Oruç kelimesinin Arabçası, siyam ve savm'dır ki, nefsi tutmak ve engellemek manasındadır. "Siyam" sözü, Savm'ın çoğulu olarak da kullanılır. Din deyiminde "Müftırat" (oruç bozucu) denilen şeylerden nefsi gerçekten veya hükmen yasaklamak bir imsak (oruç tutmak)'tır. Yanılarak ve unutarak bir şey yeyip içildiği takdirde hükmen imsak bulunmuş olacağından oruç bozulmuş olmaz. Bu konu ileride açıklanacaktır.
        2- İmsak sözünün karşıtı İftar'dır. Şöyle ki: Hiç oruç tutmamak bir iftar olduğu gibi, güneşin batışından sonra orucu açmak da bir iftardır. Oruçlu iken orucu bozacak bir şeyin yapılması da bir iftardır. İftar eden kimseye "Muftır" denildiği gibi, orucu bozan şeylerden her birine de "Muftir" denilir. Bunun çoğulu "Muftırat"dır.
        3- Ramazan-ı Şerif ayına Şehr-i Sıyam (oruç ayı) denir. Ramazan bayramına da, imsaka son verileceği için İd'-i Fıtır (İftar bayramı) denilir. Bayram anlamına gelen İd'ın çoğulu, A'yad'dır.
        4- Ramazan orucu, Peygamberin hicretinden bir buçuk sene sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Bunun farziyeti kitab, sünnet ve icma ile sabittir. "Oruç size farz kılındı." (Bakara sûresi, âyet: 183) âyet-i kerîmesi bunu emretmektedir.
        Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!..

    Aşure günü ve Orucu

    Orucun Nevileri 
         5- Oruçlar: Farz, vacib, nafile ve mekruh nevilerine ayrılır. Farz ve vacib oruçlar da belirli ve belirsiz kısımlara ayrılır. Şöyle ki: Ramazan ayı orucu belirli bir farzdır. Kazaya kalan ramazan ayına ait oruçlarla keffaret olarak tutulacak oruçlar da belirsiz birer farzdır. Bunlar, istenilen mubah günlerde tutulabilir.
        Belli bir günde tutulması adanan bir oruç, belirli bir vacibdir. Herhangi bir gün, herhangi bir ay veya herhangi bir hafta gibi, belirlenmeyip tutulması adanan bir oruç da belirsiz bir vacibdir. 
        Adanan itikaf oruçları da birer belirli vacib demektir ki, itikaf zamanlarına mahsustur. Bu ileride açıklanacaktır.
        6- Allah Teala'nın rızası için tutulacak nafile oruçlar da başlı başına bir nevi teşkil eder. Bunlar sünnet, müstahab, mendub diye isimlenirler. Aşura günü ile beraber ondan bir gün önce veya bir gün sonra tutulan oruçlar ve Eyyam-ı Biyz denilen her ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleri tutulan oruçlar gibi. Bunlar müstahabdır.
        "Haram Aylar" denilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarının perşembe, cuma ve cumartesi günlerinde ve Zilhiccenin başından dokuz günde tutulacak oruçlar da müstahabdır.
        7- Ramazan bayramının birinci gününde, Kurban bayramının dört gününde tutulacak oruçlar tahrimen mekruhtur. Çünkü bu günler, Yüce Allah'ın kullarına olan birer ziyafet günüdür. Bu ziyafetten kaçınmak uygun olmaz. Bununla beraber bu, günlerde tutulan oruçlar yine oruçtur. Şu kadar var ki, bozulursa kazası gerekmez. Çünkü caiz görülmeyen şey benimsenmiştir. Diğer bir görüşe göre, kazası gerekir.
        8- Nevruz denilen ilkbahar gününde ve "Mehrican" denilen son bahar gününde kasden tutulan oruçlar tenzihen mekruhtur. Çünkü bu günlere hürmet edilmiş gibi olur. Oysa ki bunlara hürmet haramdır. Eğer adet üzere tutulan bir oruç bu günlere rastlarsa, bunun keraheti olmaz.
        9- Yalnız cuma veya yalnız cumartesi günü ve özellikle Muharremin "Aşure günü" denilen yalnız onuncu günü oruç tutmak da tenzihen mekruhtur.
        10- Geceleyin orucu bozmayıp iki gün birbirine bitişik olarak oruç tutulması da mekruhtur. Buna "Savm-i Visal" denilir. Nafile oruçlarda iyi olan oruç tutma şekli, birgün oruç tutmak ve birgün de tutmamakdır. Bu şekilde tutulan oruca "Savm-i Davudi" denir. .
        11- Hacılar için, güçsüzlük verecek olduğu takdirde, "terviye" ve "arefe" günlerinde oruç tutmak mekruhtur. Çünkü daha sonra yapacakları hac işlerini yerine getirmekten aciz kalabilirler.
        12- Şek günü denilen günde Ramazan ayına veya bir vacibe niyet edilerek tutulan oruç da mekruhtur. 
        Şek günü, Şaban ayının otuzuncu günüdür. İsterse havada bir engel bulunmasın. Çünkü o gün, başka bir beldede hilalin görünmüş olması mümkündür. Bu, hilalin doğuşunun değişik yerlerde olabileceğine itibar edilmemesine göredir. Hilalin doğuşunun değişik yerlerde olabileceğini kabul edenlere göre, bir günün şek günü sayılabilmesi için hava bulutlu olmalıdır. Yahut gecenin otuzuncu gece olduğuna dair bir alamet bulunmalıdır. Misal: Hilalin görüldüğüne dair olan şehadet reddedilmiş olmalıdır.
        13- Şek günü, ramazan ayına veya bir vacib oruca niyet edilerek oruç tutulsa, bakılır: Eğer ramazan olduğu anlaşılırsa, bu oruç ramazan orucundan sayılır. Ramazan olmadığı anlaşılırsa, ramazan orucuna niyet edilmiş olduğu takdirde nafile bir oruç olur, iftar edilirse, kazası gerekir. Fakat bir vacibe niyet edilmiş olduğu takdirde, o vacib oruç sahih olur. 
        Eğer o günün Şaban'dan mı, yoksa Ramazan'dan mı olduğu anlaşılmazsa, bir vacib için niyet edilmiş olan oruç, o vacib için sahih olmaz. Çünkü o günün Ramazan'dan olması ihtimali vardır.
        14- Şek gününde nafile oruca niyet edilse, sahih olan görüşe göre, bunda bir sakınca yoktur. Ramazan olduğu anlaşılırsa, Ramazan orucu tutulmuş olur. Şaban olduğu bilinirse, bu oruç bir nafile olur. Bu durumda iftar edilse kazası gerekir, çünkü bunun tutulması benimsenmiştir.
        15- Şek gününde: "Ramazan ise oruç tutmaya, değilse iftar etmeye" şeklinde niyet etmiş olan bir kimse, oruç tutmuş olmaz. Çünkü oruca niyet edilince kesinlik gerekir. Böyle tereddütle oruca niyet olamaz.
        16- Şek günü, insanlara yaymamak suretiyle oruç tutmak, ilim sahibi kimseler için daha faziletlidir. Halk için tedbirli olmak daha faziletlidir. Onlar ihtiyatlı davranarak zeval vaktine kadar, orucu bozan şeylerden sakınırlar. Ramazan olmadığı anlaşılınca iftar ederler. Böylece ramazandan olmayan bir günü ramazandan saymış olmazlar. 
        Bu hususta bilgi sahibi sayılanlar, şek gününde oruca nasıl niyet edileceğini bilenler ve aynı zamanda o günün ramazan olduğuna dair kesin kanaat sahibi olmayanlardır. Bu şekilde niyet edilmesini bilmeyenlerde halk sınıfıdır. Bunlara,"havas" karşıtı olarak "avam" denilir.
        17- Şaban ayında tamamen oruç tutan veya son üç gününde oruçlu bulunan kimse için de, şek günü oruç tutması daha faziletlidir.
        18- Oruç tutup bununla beraber bir ibadet inancı ile hiç bir şey konuşmamak suretiyle "Sükut Orucu" tutmak mekruhtur. Fakat düşünmek için veya faydasız sözlerden kaçınmak için susmakta kerahet yoktur.
        19- Bir kadın için, kocasının izni olmaksızın nafile oruç tutmak mekruhtur. Kocası bu orucu bozdurabilir. Kadın da sonradan kocası izin verince veya kadın yalnız kalınca, o bozmuş olduğu orucu kaza eder. 
        Bununla beraber bir erkek hasta olursa veya oruçlu bulunursa veya hac ve umre için ihramda ise, zevcesini nafile oruçtan men edemez. Çünkü bu durumlarda zevcesine yakınlık gösteremez.
        20- Bir ücret karşılığında hizmet gören kimse, hizmet ve çalışmasına noksanlık verecekse, işverenin rızası olmadıkça nafile oruç tutamaz. Fakat böyle bir zarara sebebiyet vermeyince, işverenin izin vermesine bakmaksızın nafile oruç tutabilir.
        21- Üzerinde Ramazan ayından kazaya kalmış oruç bulunan kimsenin, nafile oruç tutması mekruh değildir.
        22- Oruç tutulması yasaklanan bayram günlerinde iftar edilmeksizin tam bir sene devamlı oruç tutulması mekruhtur. Buna, "Savm-i Dehr" denir. Bayram günleri iftar edildiği takdirde, böyle bir oruçta sakınca yoktur. Ancak bu oruç, oruç sahibini takatsiz düşürmemeli ve onu bir adet haline getirmemelidir. İbadet, adet dışında sadece Allah'ın rızası için yapılır.
        23- Şevval ayında ayrı ayrı günlerde, haftada iki gün olmak üzere altı gün oruç müstahabdır. Bununla beraber arka arkaya altı gün oruç tutulmasında da, tercih edilen görüşe göre, bir sakınca yoktur. Bazı alimlere göre böyle arka arkaya tutulmasında kerahet vardır.
        24- Şek gününde ihtiyaten oruç tutan kimse, unutarak bir şey yedikten sonra, o günün Ramazan olduğu anlaşılmakla oruca niyet etse, bu yeterli olmaz, o günü kaza etmesi gerekir. Ancak, o gün akşama kadar bir şey yeyip içmemesi lazım gelir. Diğer bir görüşe göre, bu halde niyet ederek tutacağı oruç, sahih olur. Çünkü niyetten önce olan unutma, niyetten sonraki unutma gibidir.
    02 January

    YENİ YIL

    ...SELAMUN ALEYKÜM GÖNÜL DOSTLARIM...
     
                   ACI AMA BİR O KADAR DA GERÇEK OLAN YILBAŞI DENİLEN NOEL YORTUSUNU SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.
     
                   SEVGİLİ VATANIM TÜRKİYEM ÜZERİNDE YÜZYILLARDIR OYNANA GELEN BU OYUNDA HEMEN YERİMİZİ ALIYORUZ. YILBAŞLARINDA HİNDİ (turkey) KESEREK KUTLAMALARA BAŞLANIYOR. ARDINDAN İÇKİLER KIRILA GİDİYOR TAKSİNDE TACİZCİLER TACİZ EDENLERLE ETTİRENLER EKRANLARDA HERGÜN İZLEDİĞİMİZ DANSÖZLERE ZAM YAPARAK DANSÖZLER KIVIRTMAYA BAŞLIYOR. İÇİNDEKİ AZICIK İMANI ALIRCASINA. DAHA ÇOK OLMADI MEHMETÇİKLERİMİZ ŞEHİT DÜŞELİ HİÇ MATEMİNİ TUTTUK MU. KİMİLERİMİZ HERKESTEN DAHA MÜSLÜMAN HERKESTEN DAHA TÜRK KESİLENLER VARYA BU PEDER SAİNT HER NE ZIKKIM SA ÖNSAFLARDA YER ALIYORLAR KUTLAMALARI KAÇIRMAMAK İÇİN.
     
                   PEKİ NEDEN. HEPSİ HRANT TIYA GERİ KALMAMAK İÇİN AMAN HAAA AYIP EDERLER. KİMİLERİ KAFALARINA GEÇİRDİKLERİ KIRMIZI KÜLAHLARIYLA MÜSLÜMAN İKEN PAPAZA NASIL BENZEDİKLERİNİ GÖRMEDEN
     
                  İMAN GİTTİ GULS ETTİNİZMİ ULAN. ŞAHADET DAHİ GETİRSENİZ BİTTİ O İŞ. ALLAH'A ŞİRK KOŞMAK DEĞİLMİDİR BU YAŞANANLAR. TELEVİZYONLARDA EN GÜVENDİĞİN TV KANALINDA DAHİ ÇEKİLİŞLER YAPILIYOR VE BUNU AMERİKADAN YÖNETEN BİLUMUM KAFA MÜBAHTIR DİYE GÖSTERİYORSA.
     
                   YAZIKLAR OLSUN SANA.
    24 December

    İŞTE TÜRBANLI KOMÜNİST

     İşte Türbanlı Komünistler

    24 Aralik 2007 01:00

     

    Ertuğrul Özkök'ün köşe yazısına giren türbanlı komünistler tartışma konusu oldu...

      Haberin Devamı

    12 December

    Said Kürd-i’nin Ütopyaları Gerçek mi Oluyor?

    Said Kürd-i’nin Ütopyaları Gerçek mi Oluyor?

     

     

    12 Aralık 2007 15:58

    5 Kasımda başbakanın ABD başkanı Bush ile yaptığı görüşmeden sonra ülkemizin doğu ve güneydoğu sorunu farklı bir ivme kazandı.

    Bu öyle bir ivme ki sanki Said Kürdi'nin yıllar önce hayal ettiği bütün ütopik düşünceleri gerçekleşiyor.

    Aynı kefeye koymak belki yanlış olur ama bu gün İmralı da ki piyonun avukatları aracılığıyla duyurduğu düşünceleri de neredeyse Said Kürdi'nin düşünceleri ile örtüşüyor.

    Tek bir farkla; İmralı da ki avanağın biraz daha dini inanç yönü zayıf kalıyor.

    Said Kürdi'nin ütopyası ne idi?

    O gün için gerçekleşmesi imkansız olan ancak bu gün artık demokrasi adına neredeyse kabullenilmek üzere olan doğu ve güneydoğu da Kürtçe eğitim yapan okullar.

    Kürt kimliğinin ayrı bir millet olarak tanınması vs.

    Peki bu gün İmralı da ki cani ne diyor.

    İfadeleri farklı olsa da Said Kürdi den pek farklı bir şey söylemiyor.

    Mevcut iktidarın kadrolarının büyük çoğunluğu  CIA etkisinde olan ve Said Kürdi'nin talebesi, bu günün büyük mürşidi!  olarak bazı kesimlerce kabul gören Fethullah Gülen cemaatinin elemanlarıyla dolmuş durumda

    Fethullah Gülen efendi anlayacağınız  şu anda iktidar.

    Kürdi'nin hayallerini gerçekleştirmek için ABD ile işbirliği içerisinde bütün gayretini gösteriyor.

    Fikirlerini empoze edebilmek ve toplumun geniş kesimlerine hitap edebilmek amacıyla her elemanına en az 10 tane Zaman gazetesi abonesi bulmayı zorunlu hale getirmiş.

    Böylece hem kendi sesini geniş gariban halk kitlelerine duyururken hem de kendi isteği doğrultusunda hareket eden iktidarı aklamak için zemin oluşturuyor.

    Kisve din kisvesi'

    Her dönem Gülen gibi bir takım muhteremler çıkacaktır. Ne yazık ki kerameti kendinden menkul bu muhteremler Müslümanları ve milletimizi bir takım fırkalara bölmekten başka bir işe yaramamışlardır.

    İktidarın doğu ve güneydoğu sorunu ile ilgili attığı her adım Anadolu'nun  binlerce yıl sonra alacağı durumu etkileyecektir.

    Askerle entegre olarak yaptıklarını söyledikleri birtakım çalışmalar görünen o ki tarihte hiç var olmamış bir millet oluşturmak ve hiçbir dönemde izlerine rastlanılmayan bir devlet oluşturmaya doğru gidiyor.

    Son dönemlerde kasıtlı olarak ihale usulü ile makale yazan bazı bilim adamı müsveddeleri de zaten Türk diye bir milletin Anadolu da yaşamadığını tarihte ki tek kendine Türk diyenlerin Göktürk devleti olduğunu söyleyip yazıyor.

    İster adı terör olsun, ister bilim olsun,  isterse din kisvesi altında olsun birileri bu güzelim ülkeyi ve milletini bölmek için dört koldan psikolojik bir savaş  yürütülüyor.

    Bu öyle bir psikolojik savaş ki boyutları tarihin görmediği düzeyde

    Tarih böyle bir psikolojik savaşı kaydetmemiştir belki ancak gaflet ve dalalet içerisinde olanları kaydetmiş ve sonlarını apaçık biçimde sergilemiştir.

     

     

    28 November

    SİZİN ADINIZ NE LAN ŞEREFSİZ SOYSUZLAR

                        SEÇİMLERDE SİZLERİN GELMESİNİ İSTEYENLER OLDU VE GELDİNİZ. ŞİMDİ ÇIKIP KÜRSÜLERDE VATANIMDA VATANSIZLIK YAPMANIZA GÖZ YUMULACAĞINIMI SANDINIZ SİZLERİN GELMENİZDEN RAHATSIZ OLAN VE GÖNDERMESİNİ BİLEN DE VAR ELBET CEZAEVİNDE YATMASINI BİLENLER MEZARDA KEFENSİZ YATMASINIDA BİLİR.
     
    VATANSIZ KEFENSİZLER
     
     
     
    "Cezaevinde yatmasını da biliriz"
    27 Kasim 2007 23:55
    Ahmet Türk, MHP ve CHP'yi hedef aldı: "Şoven milliyetçilik yapıyorlar"

    DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, ''Ne Anayasa Mahkemesi'nin açtığı dava ne savcıların ortaya koyduğu dokunulmazlık, bizi çok fazla ilgilendiriyor; cezaevinde de yatmasını biliriz'' dedi.

    Türk, partisinin grup toplantısında, "Dün seçim meydanlarında ortaya ip atanlar, bugün Meclis'in Genel Kurulu'na o ipleri atmaya başladılar" dedi.
    Türk, TBMM'de dokunulmazlıkların kaldırılması için yaptıkları çalışmalardan sonuç alamayınca, bu sefer adeta yargıya "Gelin Meclis'ten bunları alın, dokunulmazlıklarını kaldırın" mesajlarını vermeye başladıklarını söyledi.

    Türk, "Bu hangi demokrasi... Siyasetçinin, yargıçları davet ettiği bir demokrasi, demokrasi olabilir mi? Yargının bağımsızlığından söz edenler, niçin yargının harekete geçmesi için adeta seferberlik ilan ediyor, anlamakta zorluk çekiyoruz" diye konuştu.

    "Kürtler aptal değil"

    Hükümetin Kürt sorunuyla ilgili yaklaşımlarına değinen Türk, "Sayın Başbakan, bir elinde gül, bir elinde balta... Gülü halka koklatıyor, baltayla halkın iradesiyle seçilmiş olan insanları, siyasetçileri, partiyi yok etmeye çalışıyor. Gerçekten anlaşılmaz bir tavırla bu sorunla ilgili değerlendirme yapıyor. Soruyoruz Sayın Başbakan, sizin projeniz nedir? Ortaya bir proje koyun" dedi.

    Türk, "Geçmişte Adnan Kahveci'nin ortaya koyduğu proje vardı. SHP'nin Kürt raporu vardı. Ama Sayın Başbakan bugün ne yapıyor, Amerika'ya Kürt milletvekillerini Kürt halkı adına gönderecek. Kürtlerin demokratik taleplerini görmezlikten gelen, Kürtlüğünü inkar edenler, nasıl Kürtlerin temsilcisi olarak gönderilir? Alay mı ediyorsunuz bu milletle? Kürtleri küçük düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Kürtler aptal değil. Onlar, o hakların dile getirilmesi konusunda tavır koyamaz, söz ve taleplerini ortaya koyamazlar" diye konuştu.

    "Bizim oylarımız tertemiz"

    Seçim döneminde gelişen şoven milliyetçi dalgaya karşı Kürtlere mesaj verildiğini belirten Türk, "Kürtler, sizi sığınacak bir liman olarak gördü, bundan dolayı size oy verdi. Halk, MHP'nin CHP'nin şoven milliyetçi tavrına karşı sığınacak bir liman olarak gördüğü için size oy verdi. Ama siz ne yaptınız, bu kadar oy almanıza rağmen Meclis'te DTP'ye yönelik, 'Sizin o bölgede nasıl oy aldığınızı çok iyi biliyoruz' dediniz" dedi.

    Türk, "Sayın Başbakan, DTP'nin aldığı oylar belli. DTP, şehir merkezlerinde yüzde 50'nin üzerinde oy aldı. Yani kimin kime oy verdiği belli olmayan yerlerden aldı. Kırsal kesimlerde, mezra ve köylerde AK Parti, aldığımız oyun bazı yerlerde 2-3 katını aldı. Şimdi bizim aldığımız oylar belli, mezralardan, köylerden almadık. Mezralarda, köylerde kimin kime oy verdiği belli oldu" diye konuştu.
    Türk ayrıca, "O zaman ben de şunu söylerim; rüşvetlerle, çocuk yardımlarıyla, KÖYDES'le, BELDES'le, devletin imkanlarını kullanarak o insanları satın almaya çalıştınız. Bizim oylarımız tertemiz" dedi.

    "Herşeyi göze alırız"

    Siyaseti dürüst yaptıklarını savunan Türk, "Halkımız için, yarınlarımız, çocuklarımız ve insanların yarınları için siyaset yapıyoruz. Bizim Meclis'te gözümüz yok. Linç politikası sürdürüldüğü müddetçe biz gerçekten düşüncelerimizi, inançlarımızı ifade edecek zemini bulamazsak, bu zemin yaratılmazsa, bu zemin bize tanınmazsa, insanlarımızın oyuna saygı gösterilmezse, biz burada olmayız" dedi.

    "Ne Anayasa Mahkemesi'nin açtığı dava, ne savcıların ortaya koyduğu dokunulmazlık bizi çok fazla ilgilendiriyor; cezaevinde de yatmasını biliriz" diyen Ahmet Türk, "Demokrasi için, barış için, inançlarımız için herşeyi göze alırız. Bunun böyle bilinmesini istiyorum" diye konuştu.

    Tasfiyeye yönelik bir politikanın hızla gündeme sokulduğunu ifade eden Türk, "Bu tasfiye politikası, inancın, düşüncenin tasfiyesidir. Birilerini tasfiye etmek için değil, halkı susturmaya yönelik bir tasfiyedir. Çünkü biz bu mantığı biliyoruz. Geçmişte de bu mantıkla karşı karşıya kaldık" dedi.

    "Sayın Başbakan, o gülü koklatsa da onun mantığını çok iyi biliyor, ne yapmak istediğini çok iyi biliyor. Artık bugün gerekirse o mantığı ortaya koymak için her gün halkımızın içinde olacağız" diyen Türk, "O mantığı hatırlatmaya yönelik sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Tarihin önünde sorumlu olmak istemiyoruz. Eğer bu oynanan oyunları halkımıza doğru bir şekilde götüremezsek, yarınların vebali büyük olur. Biz bu sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Bundan kimsenin endişesi olmasın" şeklinde konuştu.

    "Diyarbakır mitingindeki mesajlar saklanmaya çalışıldı"

    Diyarbakır'da yaptıkları mitinge de değinen Türk, "Mitingde verilen mesajlar, adeta saklanmaya çalışıldı. Halkımızın, partimizin verdiği mesajlar adeta görmezden gelindi. Küçük olaylar öne çıkarılarak, halkın sesini kısmaya yönelik siyasi linçle karşı karşıya kaldık. Medya maalesef olayları beklercesine, küçücük bir olayı, mitingin mantığı ve anlayışıyla uygun olmayan bir yaklaşım biçimi sergiledi. Basının bu tavrını kınıyorum" diye konuştu.

    Kürt sorunuyla ilgili partisinin ve halkın taleplerini yansıtmaya çalıştıklarını belirten Türk, bu tartışmaları yaparken DTP'nin felsefesine, halkın taleplerine uygun Demokratik Özerklik Projesi'ni ortaya koyduklarını bildirdi.

    Proje üzerinde herkesin farklı tartışma içinde olduğunu belirten Türk, "Bizim Demokratik Özerklik Projemiz, etnisiteye dayalı değil, eyalet sistemi değil, federal sistem değil. Tamamen özgürlükçü, demokratik birTürkiye'nin yaratılması için ortaya koyduğumuz bir projedir" dedi.

    "Düşüncelerin özgür olması için çabalıyoruz"

    Turgut Özal döneminde Adnan Kahveci'nin ortaya koyduğu bir projede; merkezi yönetimin gücünün yerele dağıtılması, Kürt kimliğinin Kürt kültürünün üzerindeki baskıların kaldırılması, halkın daha fazla yönetime katılmasının sağlanmasının öngörüldüğünü belirten Türk, kendi hazırladıkları Demokratik Özeklik Projesi'nin de bu projenin geliştirilmiş şekli olduğunu söyledi.

    Türk, "Demokratik Özerklik Projesi'nin özü, birlikteliği sağlamaya yönelik, birlikteliği sevgiye dönüştürmeye yönelik bir projedir. Tabii kifikirlerin, düşüncelerin özgür olması için çaba gösteriyoruz. Bazı insanlar, fikirlerini ve düşüncelerini özgürce, siyasi partiler düşüncelerini özgürce ortaya koymalı. Federal sistemden de eyalet sisteminden de söz edilmelidir" dedi.

    Türk, "Bu konuda gerçekten demokratik bir tavrı herkesin sergilemesi gerekiyor. Bin yıldır birlikte yaşamış iki halk, bugün Kürt nüfusunun yarısından fazlasının yurtdışında olduğu toplumsal bir gerçekle karşı karşıyayız. Bunun için çözüm, demokratik özerkliktir. Bize göre çözüm budur. Biz bunu söylüyoruz" diye konuştu.
    "Şiddete her zaman karşı çıktık"

    Ahmet Türk, son zamanlarda İspanya modelinin tartışıldığına değinerek, İspanya'da siyasilere ve halka karşı şiddet uygulanmasına rağmen sorunun çözülmediğini söyledi.

    İspanya'da Herri Batasuna'nın kapatıldığını, DTP'nin de kapatılması gerektiği yönünde görüşler bulunduğunu belirten Türk, "Herri Batasuna kapatıldı ama ayrımcılığı esas alan partiler, bugün düşüncelerini özgürce ifade edebiliyorlar. Biz bugüne kadar sorunların şiddetle çözülmesine her zaman karşı çıktık. Şiddetin ortadan kalkması için çaba gösterdik. Yaşama yönelik hiçbir eylemi tasvip etmedik. Ama bugün Türkiye'de birileri Herri Batasuna benzetmesini yaparak, oradaki İspanya Anayasası'nın Bask halkına sağladığı demokratik hakları görmezden geliyor" şeklinde konuştu

    "Kadınlarla ilgili Parlamento'da çalışma yapacağız"

    Türk, "Kadına Yönelik Şiddete Hayır Günü"nün yıldönümü olduğunu da belirterek, DTP olarak kadının özgürleşmemesi durumunda, o ülkenin, o toplumun özgürleşmeyeceğine inandıklarını ifade etti.

    Türk, kadın haklarıyla ilgili olarak Parlamento'da çok önemli çalışma yapacaklarını, TBMM'de Kadın Hakları Komisyonu oluşturulmasının zorunlu olduğuna inandıklarını söyledi.

     

    Haber Kaynağı :  http://www.etikhaber.com/content/view/45633/77/

     

    23 November

    TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE SIZMA EYLEMİNİZ BOŞA ÇIKAR ŞEREFSİZLER.

    PKK'nın TSK'ya sızma planı

     

    PKK, Türk Ordusu'na sızmak için bir plan yaptı. Plan Şırnak Uludere'de görevli bir askerin itiraflarıyla ortaya çıktı. PKK'nın planı "belden aşığıya" dayanıyor.

    Şırnak'ın Uludere İlçesi'nde görevli bir askerin PKK'lı bir kadın teröristle ilişki içinde olduğunu itiraf etmesi, planı ortaya çıkarttı…

    Yakalanan er, M.D “Pakize” isimli terörist kadınla ilişki içinde olduğunu anlattı.

    Er MD'nin terörist kadına bağlı olduğu bilrilkle ilgili bilgiler verdiğini de itiraf etti.

    Son dönemde küçük birlikleri pusuya düşüren PKK'nın bu tür köstebek yöntemleriyle pusu kurduğu belirtiliyor.
    Taktik ise şöyle:

    -Önce hangi birliğe saldırılacağı tespit ediliyor. Sonra o birlikte bulunan uygun bir görevli belirleniyor. Ve şehir izninde o görevliye (muhtemelen er) kanca atılıyor. Kadın terörist o ilçede ya da o ilde yaşayan bir kadın rolünde avına yaklaşıyor. Bir aşk yalanıyla genç görevli ele geçiriliyor. Daha sonra terörist kadın ele geçirdiği görevliyi “köstebek olarak” kullanmaya başlıyor…

    Bunun son örneği Uludere ilçesinde yaşandı…

    ADI "PAKİZE"

    ŞIRNAK'ın Uludere İlçesi'nde vatani görevini yapıp terhis olan 22 yaşındaki M.D. hakkında, PKK'ya katılan DTP'li bir kadına bağlı bulunduğu birlik ve bölgedeki askeri haraketlilik hakkında bilgi verdiği iddiasıyla 'Terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek' suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    TELEFONLA BİLGİ VERMİŞ

    Uludere'deki Irak sınırının sıfır noktasında yeralan Andaç 3'üncü Jandarma Sınır Bölük Komutanlığı'nda vatani görevini yapan Mardin'in Dargeçit İlçesi nüfusuna kayıtlı M.D. adlı er hakkındaki 'köstebek soruşturması' tamamlandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, sanığın Uludere İlçesi yakınlarındaki Andaç 3'üncü Jandarma Sınır Bölük Komutanlığı emrinde askerlik görevini yaparken 'Pakize' adlı DTP üyesi bir kadınla yaptığı telefon görüşmesinde bağlı bulunduğu birlik ve bölgedeki askeri hareketlilik ve faaliyetler hakkında bilgi verdiği belirtildi.

    TELEFONLARI DİNLENDİ

    Terhis olan ve halen İstanbul'da yaşayan sanık M.D., Silivri Başsavcılığı'na verdiği ifadesinde, Siirt'teki Merkez Evren Mahallesi'nde 'Pakize' adlı bir kadınla tanıştığını kabul etti. M.D. bu kadının örgüt üyesi olduğunu bilmediğini ve birliğine döndükten sonra bu kadınla telefonda görüştüğünü bölgedeki askeri faaliyetler hakkında herhangi bir bilgi vermediğini savundu. İddianamede, M.D.'nin birlik hakkında verdiği bilgilerin telefon dinleme kayıtlarıyla tespit edilmesi nedeniyle 'PKK'ya bilerek ve isteyerek yardım etmek' suçunu işlediği gerekçesiyle TCK'nın 314/2, 220/7 maddesi uyarınca 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Sanığın yargılanmasına önümüzdeki günlerde Diyarbakır 6'ıncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlanacak.

    13 November

    8 askerle ilgili haberler yasaklandı

    12 Kasim 2007 22:31

    Van'daki Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, tutuklanan 8 askerle ilgili olarak yazılı ve görsel basın ve medya kuruluşlarına yayın yasağı getirdi.

    Van'daki Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, tutuklanan 8 askerle ilgili olarak, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının talebi üzerine ''Soruşturmayla ilgili olarak soruşturmanın amacından saptırılmaması, kamuoyunun yanlış bilgilendirilmemesi ve yanlış anlamalara sebebiyet verilmemesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması'' amacıyla ''Tüm yazılı ve görsel basın ve medya kuruluşlarına; Soruşturma konusuyla ilgili olarak bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama faaliyetlerinin kısıtlanarak, soruşturma tamamlanıncaya kadar yayın yapma yasağı konulmasına'' karar verdi.
    12 November

    8 ASKER TUTUKLANDI

    OLMASI GEREKEN OLDU...

    8 Asker Tutuklandı..

    Tutuklama kararında "izinsiz olarak başka ülketopraklarına geçmek" ifadesi göze çarpıyor. Kamuoyu bu cümlenin nasıl yorumlanacağını merakla bekliyor...


    Hakkari'nin Dağlıca bölgesinden terör örgütü PKK tarafından kaçırılan 8 asker, çıkarıldıkları Van Askeri Mahkemesi tarafından tutuklandı.

    Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde terör örgütü PKK tarafından kaçırılan 8 asker, çıkarıldıkları Van Askeri Mahkemesi tarafından tutuklandı. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na çıkarılan 8 asker, "Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, Büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek" gerekçeleriyle tutuklu yargılanacak.

    Ankara'da Genelkurmay Başkanlığı'nca yapılan soruşturmadan sonra Van'a gönderilen 8 asker, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na çıkarıldı. İfadelerine yeniden başvurulan 8 asker, "Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek" suç ve gerekçeleriyle tutuklanma talebiyle Askeri Mahkeme'ye sevk edildi.

    Askeri Mahkeme 8 askerin ifadelerini aldıktan sonra, tutuku yargılanmalarına karar verdi. Tutuklanan askerler Van Askeri Cezaevi'ne gönderildi.

    Van Barosu tarafından görevlendirilen Av. Ramazan Korkmaz, sanık askerlerin ifadelerinde söz konusu suçlamaları reddettiğini ve emre ittiatsızlık yapmadıklarını belirttiklerini söyledi.

    11 November

    Yasin-i Şerif

                       Hain Saldırılar Sonucu Şehit düşen Mehmetciklerimizin Ruhları Şad Olsun.

                       Şehit Askerlerimiz ve Kızımız ALMİLA GÖKÇEN'in doğumunun 3. yılı münasebetleriyle Yasin-i Şerif Okunmaktadır.

                      Ey Allah'ım Bize Hayırlı Evlatlar Nasip Eyle. Din ve Vatan Düşmanlarının Karşısında Dimdik Ayakta Durmalarını, Vatan Millet ve Türk'lük Şuuru ile yetişmelerini nasip eyle.

    Bu askerler "vatana ihanet" ten yargılanmalı

                       Bu askerler "vatana ihanet" ten yargılanmalı

    Kanlıca baskınında rehin alınan 8 asker, Roj Tv'ye yaptıkları açıklamalarla resmen vatana ihanet etti. Bu haberi izlerken gördüklerinize ve duyduklarınıza inanamayacaksınız. İşte Türkiye'yi ayağa kaldıracak şok görüntüler.


    PKK tarafından Dağlıca baskını sırasında kaçırılan 8 askerden 4'nün  Roj tv kameraları karşısında verdikleri ifade insanın kanını dondurdu."Biz abi kardeşiz" dedikleri teröristlerin adeta kuklası olmayı kabul eden askerler "Tabur komutanımız arkamızdan gelmedi, bu saatten sonra askerlikten uzaklaşmak için elimden geleni yapacağım" gibi ifadeler kullandı.

    Görevi, her durumda vatanı canı pahasına korumak olan askerlerden Uzman Çavuş Halis Tan, eli kanlı teröristler için; "Gerçekleri gördük. Devlet bürokratlarına sesleniyorum, bu iş silahla çözülmez. Gerillalarla masaya oturup anlaşmaları gerek" şeklinde konuştu.

    Genel Kurmay Askeri Savcılığı ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından ayrı ayrı "Milli müdafaya hıyanet" ve "Silahı terk" suçundan soruşturma açılan askerler hakkında Roj tv de yayınlanan bu görüntülerin ardından, "Vatana ihanet" suçundan da soruşturma açılıp açılmayacağı merakla bekleniyor.

     

    ŞEREFSİZ VATANSIZLAR....   ÖLSEYDİNİZ LAN GELMESEYDİNİZ...

    BENİM 12 ŞEHİDİMİDE SİZMİ VURDUNUZ... ŞEREFSİZ SATILMIŞ KÖPEKLER...

     

    Video Görüntüleri Burada http://www.medya24.com/content/view/987/55