TuranDevlet's profileTURAN DEVLETPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
12 March İSTİKLAL MARŞI'NIN KABULÜ![]() İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu. Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi. Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi. Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı. Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.
İSTİKLAL MARŞI VE AÇIKLAMASI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim, milletimindir ancak. Mehmet Akif, Türk milletine cesaret ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için, şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi Türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden Türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, Hak’a tapan milletimin istiklal! Şair, ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş, yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca, edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milleti de özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü, Türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı için özgürlük onun hakkıdır. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaştım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarim. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Şair “ben” diyor.(Ancak kastettiği mana aslında bizdir Türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan Avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında Avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair batıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak Avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken Mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir. Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakin. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Şair Türk ordusuna vatanin kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatani dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir. Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin. Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli- Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir. O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşim, Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım. Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizin de ruhları şad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal! Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitlerimizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdir. Mehmet Akif ERSOY 11 November Yasin-i Şerif Hain Saldırılar Sonucu Şehit düşen Mehmetciklerimizin Ruhları Şad Olsun.
Şehit Askerlerimiz ve Kızımız ALMİLA GÖKÇEN'in doğumunun 3. yılı münasebetleriyle Yasin-i Şerif Okunmaktadır. Ey Allah'ım Bize Hayırlı Evlatlar Nasip Eyle. Din ve Vatan Düşmanlarının Karşısında Dimdik Ayakta Durmalarını, Vatan Millet ve Türk'lük Şuuru ile yetişmelerini nasip eyle. 08 August ULAN ŞEREFSİZLER"Söz Gümüşse Sükut Altındır."
Ancak Her Zaman Değil.
ULAN ŞEREFSİZLER
ŞEHİT KANLARI ÜZERİNE SİYASET YAPMAYIN DİYEN SİZ DEĞİLMİYDİNİZ.
ULAN ŞEREFSİZLER
ŞEHİTLERİMİZE KELLE DİYEN SİZ DEĞİLMİYDİNİZ.
ULAN ŞEREFSİZLER
ULAN ŞEREFSİZLER
ŞEHİT ASTSUBAYIMIZIN CENAZE MERASİMİNE YALTAKCI BAZI BASINI CANLI YAYIN İÇİN ÇAĞIRAN VE CENAZE NAMAZINI KILAN SİZ DEĞİLMİSİNİZ.
ULAN ŞEREFSİZLER
SIRA NE VAR ANAYASA'DAN ATATÜRK İLKELERİNİ KALDIRMAKMI. NE OLDU SANA TERS'Mİ DÜŞTÜ M.KEMAL ATATÜRK'ÜN İLKELERİ. 04 July KÜRŞADNİYE BE KÜRŞAD ?
-bir şehidin ardından- Vatan yoluna başkoymuş, bayrak sevgisini iplik iplik hücresine dokumuş can dostum.. Hitabım sana ve seninle birlikte tüm sahiplenenlere.. Vakit gecenin bir yarısı.. Alem kimbilir kaçıncı uykuda. Oysa benim çarmıha gerili gözbebeklerime uyku öylesine uzak ki... Yüreğimde ordular at sürmekte, fırtınalar kopmakta..Sensizlik bileklerimde demir bilezik, hıçkırıklar boğazımda dokuz düğüm... Kemirir ruhumu hicranlar bölüm bölüm Olmuyor dostum... beceremiyorum uyumayı.. o kahpe kurşunların hedefi olduğun günden beri, şu riyakarlıklarla dolu çirkin dünyaya, kapatamıyorum gözlerimi.. Çünkü sen geliyorsun aklıma. Bir elinde yavuklun kadar sevdiğin ondörtlün, bir elinde güller var.. ve üzerinde çok sevdiğin; lekelemeyin, kirletmeyin dediğin üniforman.. Ve "ne zaman aklıma gelsen kırkikindi yağmurları misali uzunca bir sağanak boşalıyor gözlerimden" Hatırlar mısın dost ? İsyan karası gecelerde türküler söylerdik....karanlık bahtımıza inat; aydınlık, umut dolu türküler... Kâh Köroğlu'yla Bolu Dağı'nı gezer, kâh Karacaoğlan'la pınarbaşına inerdik... Mehterle Estergon'a gittiğimiz günlerde olurdu bizim Yeminler ederdik Allaha, bayrağa, silaha "Vatan bölünmez, bayrak inmez" diye... Bırakıpta gitmek var mıydı kavlimizde be dost? Kahpe kurşunlara yenik düşmek var mıydı? Yeminimiz birlikte mücadele etmek için değilmiydi.. Şerefini üç kuruşa satanlarla, fikrin fahişesi olanlarla, bir nesili nutuklara gömenlerle birlikte mücadele etmeyecek miydik? Niye be Kürşad ? Biliyorum ki şu an benimlesin.. benliğini hissedebiliyorum..hem de tüm hücrelerimle.. Ve duyuyorsun beni.. Öyleyse kulak ver dudaklarımdan fütursuzca dökülenlere: Bölünmesin diye millet / Baki kalsın diye millet / Dağlar gibi yığınla et / Seller gibi kanım gitti... Sesimi duymak istemeyen hainler, yargısız infaz narası atan fikir fahişeleri açın kulaklarınızı dinleyin.... Loş ışıklı meyhanelerde geyik muhabbeti yapmayı entellektüellik zanneden; salon aydınları siz de dinleyin.. Siz de dinleyin! İnsan hakları havarileri.. Şu dışarıdaki ölüm sessizliğine inat, şu karanlık geceye inat ve siz vatansızlara inat Haykırıyorum işte: Haykırırım.. haykırırım kısılsada sesim Susmak bana yakışmaz, çünkü ben polisim.. ...................... şehitlerimize ALLAH'tan rahmet tüm meslektaşlarımıza başsağlığı dileriz.. Tarih 2 Nisan 2001 Bana gelen bir e-mail den alınmıştır. Tüm Polis ve Asker Şehitlerimize Allah'tan Rahmet Yakınlarına Sabır Diliyorum.
.............Şafak Sökmek Üzere Güneş Ha Çıktı Ha Çıkacak Allah'ın İzniyle Zalimin Üzerine Bir Gürz Gibi İnecektir. Sayınların Kellelerin Hesabının Görülme Vakti Geldi.......................... Türk Milleti Bir Bütündür Bölünemez.Deme bana, Oğuz, Kayı, Osmanlı
Türk'üm, bu ad her ünvandan üstündür
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız , Kazanlı
Türk Milleti bir bölünmez bütündür
Ziya GÖKALP
T U R A N
Tarifi imkansız hisler içinde
Seviniyor, coşuyorum şu anda
Turan görünüyor sisler içinde
Yollarına düşüyorum şu anda
Niyet ettim daha yola girmeden
Geçilir mi Nahçıvan'ı görmeden
Nahçıvan'da bir çay içip durmadan
Bakü'deyim şaşıyorum şu anda
Bakü'de düğümü çözer gibiyim
Sanki İstanbul'da gezer gibiyim
Bakü'yü okşayan Hazar gibiyim
Kabarıyor ,şişiyorum şu anda
Can Azerbaycan'da kabaran yürek
Durmaz artık yolcu yolunda gerek
Ver elini Türkmenistan diyerek
Aşkabat'ı aşıyorum şu anda
Aşkabat'tan çıkıp Taşkent yoluna
Semerkant, Buhara, Özbek eline
Amu-Derya olup Aral gölüne
Dolup, dolup taşıyorum şu anda
Ben taşarken Tacikistan susuyor
Bişkek'e varmasam Kırgız küsüyor
Tanrı Dağları'ndan rüzgar esiyor
Tatlı tatlı üşüyorum şu anda
Üşüsemde gidiyorum öteye
Kazakistan yani Alma-Ata'ya
Mazideki gibi binim bir tay'a
Yesi'deyim koşuyorum şu anda
Çünkü Yesi bir mübarek kucaktır
Ana kucağından daha sıcaktır
Ahmet Yesevi'ye ait ocak'tır
O Ocak'ta pişiyorum şu anda
Horasan'ın erleride pişmişler
Anadolu Rumeli'ye düşmüşler
Onlar bir ışık, bir güneşmişler
Nurlarında ışıyorum şu anda
Nurlarında ışıyorken işte tam
Gam bürüyor yüreğimi yine gam
Doğu Türkistanım, Batı Trakyam
Yaranızı deşiyorum şu anda
Mezar eşmek korkutmuyor beni pek
Ne mezarlar eştim bugünlere dek
Kırım'a, Musul'a , Kerkük'e tek tek
Ay Yıldızı döşüyorum şu anda
Ay Yıldız, örtüsü Kızıl Elma'nın
Arif doruğunda murat almanın
ÜLKÜCÜ OLMANIN, BOZKURT OLMANIN
GURURUNU YAŞIYORUM ŞU ANDA ........
Ozan ARİF |
|
|